27 Ocak 2008 Pazar

Suna Keskin


Berlinli tiyatroseverler olarak, Hadi Çaman-Yeditepe Oyuncuları'nı Tıpkı Sen Tıpkı Ben oyunuyla iki sefer ağırladık. İlki 2003'ün ekim'inde yapılan 8. Diyalog Tiyatro Festivali'nde, ikincisi ise bu yılın (2004) mayıs'ında Tiyatrom'un kuruluşunun 20. yılı nedeniyle yapılan etkinliklerde. Kendileriyle her iki defasında da hem kuliste hem de oyun sonrası yemekte sohbet etme fırsatını buldum. Bunlardan Hadi Çaman ve Halit Akçatepe ile yaptığım söyleşileri daha önce bu köşede sizlere aktarmıştım.
Bir de, Hadi Çaman, Halit Akçatepe ve Çetin İpekkaya'nın da bulunduğu rahmetli Altan Erbulak'ı andığımız mizah dolu sohbetimizin özetini "Türk Tiyatrosunun Delileri" başlığı altında yine bu köşede sizlerle paylaşmıştım. Şimdi ise Suna Keskin'le yaptığım söyleşiyi aktarıyorum. Ancak bu söyleşiye geçmeden önce, Suna Keskin üzerine basında çıkan yazılardan alıntı yapmak ve 1964 yılında Haldun Dormen Okulu'nda beraber çalışmaya başladığı Hadi Çaman'ın Suna Keskin için söylediklerini sizlere aktarmak istiyorum.
" ... Suna Keskin, komedide olayları ciddiyetle algılayıp, ciddi yönlere mizahi açıdan eğilebilen, eğilmesini bilen bir usta. Ulaştırmaya çalıştığı ciddiyeti, seyircinin bilinçaltında olayın komik unsurlarıyla geliştirmesini bu kere de sağlıyor. Bu oyun öncelikle üç ustanın sahne üzerindeki sergiledikleri uyum açısından seyredilmeli. Komediyi komik unsur niteliklerinden hiçbir şey kaybettirmeden aktarmaları alkışlanmalı. Aktarma aşamasında, zorlayıcı etkenleri ortadan kaldırmayı nasıl başardıklarına şaşırmalı..." / Üstün Akmen.
" ... Gerek Suna Keskin, gerekse Hadi Çaman, kendilerini hayal ormanlarının gece düşlerinden kurtarıp yere sağlam basan ve sanatsal gerçeği çoktan yakalayan yaratıcı kimliklerimizdir..." / Haluk Şevket Ataseven

Ve yine Üstün Akmen'den Hisse-i Şayia oyunu üzerine yazdığı bir yazıdan birkaç satır:
"... Sezgisel çoşkunun ilk dostu ve en iyi uyarıcısının sanatsal heyecan, sanatsal şevk olduğuna tanık olmak isteyenler, bu oyunda Suna Keskin'i izlemeli diyerek oyuncuları değerlendirmeyi sürdüreceğim. Suna Keskin, oyun boyunca sürüp giden arzu ateşini titizlikle koruyor ve bu ateş karşılığında Faika Hanım'a denk düşen içselliği açığa çıkarıyor. Kişi bir başka insanın duygularını, bedenini, ruhunu ödünç alabilir ve onları kendininmiş gibi kullanabilir mi? Kırk yıllık tiyatrocu Suna Keskin, Suna Keskin'i kuliste bırakıp, bir güzel Faika Hanım oluyor..." / Üstün Akmen
Hadi Çaman Suna Keskin'i anlatıyor:

Ben, Dormen'e 1962 yılında kursiyer olarak katılmıştım. Suna Keskin ise 1964 yılında bize katıldı. Eşi Erol Keskin bizimle beraberdi. Suna, o kadar zarif, o kadar güzel bir insandı ki, Türk tiyatrosunun böyle güzel bir insana ihtiyacı vardı. Suna'nın kalbinin bu kadar güzel olduğunu, bu mesleğe bu kadar aşık olacağını ve bu mesleği bu kadar bileğinden yakalayacağını o günden hissetmemize olanak yoktu. 42 senedir Türk özel tiyatrosunun en büyük emektarlarından biri haline geldi. Kendisi akademi grafik mezunudur. Akademide tiyatro ile ilgili çalışmalarda bulunmuş. Tabii bunu o zaman hobi olarak yapmış. Profesyonel anlamda tiyatroya soyununca bu kadar yüreğiyle sahip çıkan bir insanı ben çok az gördüm. Suna'nın ve benim içinde bulunduğumuz jenerasyonun en büyük şansı büyük ustalarla bir arada olmamızdı. Artık ne yazık ki, bugün yeni yetişen genç arkadaşlarımızın böyle olanakları yok. Çünkü hiçbir özel tiyatro 7-8-10 tane usta tiyatrocuyu barındıracak güçte değil. Bizler Dormen Tiyatrosu'nda iken 5-10 usta bir araya gelebiliyordu. Suna ve ben bu ustaların arasında idik. Suna çok iyi gözlemcidir. Manyaklık derecesinde tiyatroyu ciddiye alan bir insandır. Zaten bu meslekte böyle olmazsan hiçbir şey olamazsın. Bu geçtiğimiz sezonda beş ödülü peşpeşe almışsa, alkışlanacak ve saygı görecek bir tiyatrocudur. Suna hiçbir zaman ne gözüyle ne de performansıyla tiyatrodan kopmadı. Hep tiyatronun içinde kaldı. Sevgili Suna'da ben de Dormen Okulu'dan, Dormen Ailesi'nden yetiştiğimiz ve yeşerdiğimiz için o duygularımızı hiç yitirmedik. Bizim yanımızda çalışan teknik elemanlarımız da dahil hepsi çocuğumuz hepsi kardeşimizdir. Onlar bizim öğrencimiz filan değil evladımızdır. Suna Keskin, üç yıldır Yeditepe Oyuncuları arasındadır. Yıllarca Enis Fosforoğlu topluluğunda çalıştı. Hisse-İ Şayia oyunu için oradan konuk sanatçı olarak bize gelmişti. Böylece ailemize katıldı. O, Yeditepe Oyuncuları'nın anası, ablası... herşeyidir...
Evet, Suna Keskin, "1940 Biga doğumluyum" diye başlıyor anlatmaya Ballhaus'un kulisinde:

(Neden, bilmiyorum; ilkönce sinema ile başlıyoruz sohbetimize)

"Tiyatronun dışında 8 filmde oynadım. 1960'lı yılların önemli filmlerindendiler. Örneğin senaryosunu Yaşar Kemal'in kaleme aldığı, Atıf Yılmaz'ın çektiği, Fikret Hakan ve Erol Günaydın'ın oynadığı, Güneydoğu'da kaçakçılık sorununun ele alındığı 1966 yılının dram filmlerinden Ölüm Tarlası, 5. Antalya Film Şenliği'nde "En Başarılı 3. Film", Gani Turanlı "En Başarılı Kamera", Fikret Hakan ise "En Başarılı Erkek Oyuncu" ödüllerini kazanmışlardı. Yine 1972'de Tarık Akan, Münir Özkul ve Halit Akçatepe ile beraber oynadığım Üç Sevgili, Kadir İnanır ve Nubar Terziyan'la Kopuk filmi, 1975 yılında Şükran Güngör ve Neriman Köksal ile Aşk-ı Memnu... Bunların dışında rahmetli Yılmaz Güney ve Ayhan Işık'la da filmlerde oynadım. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Grafik Bölümü'nden mezunum. Akademide okurken tiyatroya merak sardım. Amatör olarak Akademi Tiyatrosu'nun çalışmaları vardı. Burada amatör olarak çalışmaya başladım. Daha sonra Haldun Dormen'in teşvikiyle tiyatroya başladım. 1963 yılında Dormen Tiyatrosu'nda 'Montserrah' ve 'Şahane Züğürtler' adlı oyunlarla profesyonel

tiyatro hayatım başladı. Eşim Erol Keskin'de akademi mezunuydu. Akademi Tiyatrosu'nda yönetmen olarak görevliydi. Kendisiyle orada tanıştım. Haldun Dormen'le yıllarca beraber çalıştım. Daha sonra Dormen Tiyatrosu kapanınca herkesin yolu ayrıldı. Gruptan Erol Günaydın filan Gen-Ar Tiyatrosu'nu kurduk. İki yıl beraber çalıştık. Birçok oyun sergiledik. Çorbamdaki Kız ve Yolcu gibi. Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu'nda, arkasından Pekcan Koşar'la da bir tiyatro çalışmalarım oldu. 15 sene Enis Fosforoğlu ile beraber çalıştım. Bu topluluğun tüm oyunlarında oynadım. Yaklaşık 50'ye yakın oyunda oynadım. Son üç yıldır Hadi Çaman Yeditepe Oyuncuları ile beraberim. Son zamanlarda oynadığım Hisse-İ Şayia, Tıkkı Sen Tıpkı Ben ve son oynadığımız Cahit Atay'ın yazdığı 2 bölümlük müzikal komedi "Son Perde".

Ve Türk Sinemasına geçişiniz...

Ben Dormen'lerde oynarken, Müşfik ve Yıldız Kenter'in kurdukları bir film şirketi vardı. Yukarıda anlattığım Yaşar Kemal'in senaryosunu yazdığı Ölüm Tarlası filminde oynama teklifini bana yaptılar. Böylece Türk sinamasına geçmiş oldum. Benim Yeşilçam maceram uzun sürmedi. Ben zaten her zaman filmlerden değil de tiyatro çalışmalarından zevk aldım. Bu alanda daha başarılı olduğumu sanıyorum.

* Tiyatro deyince, sizin de aklınıza sıkıntılı günler mi geliyor?..

Ben de Hadi Çaman gibi pek akıllı işi değil diye düşünüyorum. Tabiki çok yorucu ve yıpratıcı bir meslek. Ancak öyle bir tadı var ki, hiçbir zaman vazgeçemiyorsunuz. Her sene yeni bir oyuna başlarken "bu sene son!" diyoruz. Fakat yine yeni bir oyuna başlıyoruz.
Tıpkı Sen Tıpkı Ben oyununda sergilediğiniz gibi, Türk tiyatrosunu kurtarmaya çalışanlar var mı? Umutlu musunuz?

Ben umutluyum. İşte Hadi Çaman bunlardan biri. Bir özel tiyatroyu öyle bir çaba ile götürüyor ki, takdir etmemek elde değil. Çok zor bir iş ve pek akıllı işi de değil!.. Bu işi de Türkiye'de yürütmek için biraz çılgın olmak lazım...

* Biraz da aldığınız ödüllerden konuşsak...

Geçen sezon (2003 yılı sezonu) aldığım ödüller:

Avni Dilligil En İyi Kadın Oyuncu

Afife Jale En İyi Komedi Kadın Oyuncu Adayı

Altan Erbulak Oyunculuk Ödülü

I. Leo Kerem Yılmazer Ödülü

ve Altunizade Rotary Onur Ödülü

Hiç yorum yok: